ayrıldık da ne oldu sanki

hepi topu 7 notayla yapılacak güzel bir besteyle ilkokul müsamerelerinde hit olabilecek bir şarkıdır. ama o sikebilir biraz göze batıyor.

bırak seveyim rahat edeyim

karadenizli erkekler

gereksiz bir özgüven sözkonusudur. silahtan bahsetmeye bayılırlar. nedense hepsinin de bi yerden aşiretimsi bişeyleri vardır. bi mevzu olsa memleketten 3 kamyon adam getirebiliteleri vardır. *

damda uyumak

sonsuzlukta hissi verir insana, yıldızlar bir süre sonra sizi içine alır ve tamamen özgür hissedersiniz güzel bir duygudur tavsiye edilir.
not: mümkünse sivri sinek olmayan yerler tercih edilmeli yoksa sizi kevgire çevirince o sonsuzluk, boşluk vs. adamın kıçına kaçıyor.

yaşam döngüsü

bir canlının yumurta döllenmesinden ölüme kadar geçirdiği değişik aşamalardır.

ciwan

yeni profil resmiyle önce fena halde tırsıtmış, sonra gülmekten kırıp geçirmiştir beni.. tembel hayvan seni...

chp

bu seçimden sonra hepimizin kabul etmesi gereken bir gerçek var, o da şu: chp asla ama asla iktidar partisi olamayacak, muhalefet kalmaya mahkum bir parti. ana muhalefet olur cücük muhalefet olur orasını bilemem ama kurtuluş bu adamlarda değil. ulan güneydoğu ve doğu anadoludan muhtar kadar oy çıkarmamışsınız. nasıl ya? nasıl bu insanları yok sayıp orada varlık gösteremezsin? akp'nin ölüsü bile babalar gibi oy alıyor kaybettiği illerde bile. herkes chp'nin kendini yenilemesi ve kemal kılıçdaroğlu'nun gitmesi konusunda hemfikir gibi ama bence bütün bunlar bile gerek yok. yeni bir parti lazım. o partinin bile akp'yi devirebilmesine mucize gözüyle bakıyorum ama chp'nin devirmesi mucizenin de mucizesi gibi geliyor artık.

ayı sözlük itiraf

sürekli direnmekten çok sıkıldım artık. ben bütün iyi-kötü emek verip 4 dersten 3ünü veriyorum ama okul sistemini değiştiriyor, okulum zaten yarım dönem uzamış, yok 1 ay ile kaçırıp hala gelip gelmediği tam oturmamış avukatlık sınavına girebilitem oluyor, normalde rahat mezun olabilecekken az daha mezuniyeti de kaçırıyordum, sıyırdı geçti yine. hani ben burada ne kadar önümdeki engelleri birer birer azaltmaya çalışssam da karşıma üçer beşer geliyor, ne bileyim insanın artık buna takati kalmiyor bazen ya. sonra çevremdeki, psikopat, sıyırmış insanlara bakıyorum: onlar bile okulu bitirmiş, hatta sevgili yapmış, işinde gücünde. bütün bü manyaklıklarına rağmen. ne bileyim ya, içine ettiğimin iyi bir insanıyım bunu hak etmiyorum. hadi kilolardı, yalnızlıktı bunları bir nebze geçtim ama insan neye el atsa babayı alınca artık gerçekten usanıyor. o zaman neden iyi bir insan oluyorum, nerede bunun sonucu/ödülü ? hala zamanı gelmediyse gelmeli artık, ben beklemekten çok sıkıldım. gelmeyecekse bende ipimi koparayım bizans oyunları çevireyim, dramalar yaratayım ne bileyim iyi olmanın anlamı nedir o zaman? tamam aç değilim açıkta değilim, elim kolum yerinde, yani buna müteşekkir olmamak değil demek istediğim. onun da ilerisinde bi şey.

belki gay olmaktan, belki kırmızı kafamla ve ailemde kimseye benzemememle hep farklı olduğumu düşündüm, bu zamana kadar da hep ona dayandım. yani bu farklılığın kötü bir farklılık değil, bana özgün, orijinal bir şey olduğunu düşündüm. insanlar ilkokul 2den beri arkamdan konuştu, 22 yaşına geldim hala konuşuyorlar. milletin ağzı torba değil, herkes siz ne yaparsanız yapın istediğini konuşur o yüzden en azından hakkınızda konuşulacak, konuşmaya değer bir şeyler verme düşüncesinde oldum. kendimi farklılıklarımla sevdim çünkü onlar beni ben yapanlardı, sivriliklerimdi. ama son zamanlarda törpülendiğimi, köşelerimi kaybettiğimi hissediyorum. belki çok yüzeysel-narsist gelicek ama bu sebeple hep tanrının benim için bir planı olduğunu hissettim. bu belki milyonlarca filmin dayattıkları belki ne bileyim başka bi şeyden ama hani kendinizi özel hissedersiniz ya, tam olarak o işte. bu özgünlüğümle bu hayatta bir iz bırakacağımı düşünürdüm çocukken. ne bileyim belki gidip bir şey icat edip yenilikleri getirecektim belki de birçok insanın hayatında iz bırakacak biri olacak, bi şeyler yapacaktım. asla o klişeleşmiş, otomatiğe bağlamış sıradan insanlardan olmadığımı/olmayacağımı söylerdim kendi kendime. ama bu son zamanlarda kendimi zımparalanmış, bastırılmış ve yenik düşmüş hissediyorum. hani artık hayatın gerçekliği, adil olmadığı, bazen ne yaparsan yap o kısır döngüye kısılıp kaldığı gerçeği yüzüme çarpıyor ve gerçekten hoşuma gitmiyor. kendimi hiçbiri gibi hissediyorum. sanki bu dünyaya gelmiş, denk gelmiş geçiyor ve gidiyor gibi.

kurokuma

artık büyümeli ve kırsala koşarak gelmeli.

telefon bağımlılığı

daha az elime alarak bağımsızlığımı ilan etmeye çalıştığım durum. şu aralar elime başka şeyler alıyorum çünkü.* günde 3-4 kez şark edecek kadar telefonla bütünleşmemek, sağlık ve sosyal açıdan da daha faydalı olur kanısındayım.

fargo

ilk sezonunu bir oturuşta izledim. kan, cinayet ve süveterden ibaretti. güzel ama.

karbon temelli yaşam yerine silisyum temelli yaşama sahip canlı